Taş Mezar

Işık Ülkesi

“ …(Likya’lılar) babalarının değil analarının adını alırlar; bir Likya’lı öbürüne, kimlerdensin, diye sorsa, kendi adından sonra anasının adını ve onun soyadını söyler. Eğer bir kadın yurttaş, bir kölenin damı altında yaşıyorsa yasalar çocukları özgür sayar; tersine isterse yurdun en önde giden kişisi bile olsa, bir erkek yabancı bir kadınla ya da köle bir kadınla yaşıyorsa çocukları yurttaşlık haklarından yoksun kalır”  (Herodot / Herodot Tarihi)

Taşa, toprağa, doğaya ve tarihe dokunmak… Likya Yolu’nda yürümek doğaya ilgisi olduğu kadar tarihe de meraklı grubu oldukça heyecanlandırıyordu. Yola çıkmadan bir hafta önce hazırlıklarımız başladı. Dağ çantaları, yiyecekler, sular, kıyafetler, uyku tulu ve mat derken boyumuzu aşan yüklerle 22 Nisan akşamı otogara ulaşmayı başardık. Kaş’a vardığımızda yürüyüş başlangıcımız Büyükçakıl Plajı’ndan son durağımıza kadar 4 gün boyunca Likya halkı Lukkalar hakkında bilgiler edindik. Yolda tarihi kaya mezarlarını gördükçe heyecanımız daha da arttı. Yolun sonunda teslim olmamak için son güçlerine kadar savaşmış, yenilgiyi kabul etmeyip kendilerini öldürmeyi göze almış bu halkın okumakla, araştırmakla bitmeyeceğini anladık.

bellerophon-riding-pegasus_thumb”Lykia’lılar öyle uygar ve nezih bir şekilde yaşamlarını sürdürdüler ki; şimdiye kadar hiç utanç verici kazanç istekleri olmadı ve atadan kalma Lykia Birliğinin nüfuz alanı içinde kaldılar.” (Strabon (M.Ö 64-M.S 24) / Coğrafya)

Tarihte Likyalılar’ın, MÖ 3. binyılın ikinci yarısında Anadolu’ya gelen ve 2. binyıl boyunca Güney Anadolu bölgesinde yaşamış ve Anadolu’nun en eski Hint-Avrupa kökenli halkı olan Luviler’in dağılmasından sonra bir kısmının devamı olduğu söylenir. Kendilerine Termil’ler (Trmmli) diyen bu kavmin Hellen’ler tarafından Likya’lılar olarak tanınmasının nedeni bir mitolojik hikayede ise şöyle anlatılmaktadır: Zeus’un çocuklarını doğurmak için kıskanç Hera’dan uzak bir yer arayan Leto, Delos adasında Apollon ve Artemis’i doğurmuş, daha sonra Likya’ya gelerek kurtların kendisini götürdüğü Xanthos nehrinde çocuklarını yıkamış ve o zamandan sonra bölgeye Hellen’ce kurt anlamına gelen ‘lykos’ kelimesine izafeten Likya denmiştir. Ancak mitolojiyi bir yana bırakırsak Likya adının kullanılmasının nedeninin, bölgede M.Ö. 2. binyılda yaşayan ve Doğu Akdeniz’de dehşet saçan korsanlar olan Lukka’lar olduğu söylenebilir. Bu kavim, günümüzde, Likya’lıların atası olarak kabul edilmektedir. “Luk” sözcüğünün Luvi dilinde “Işık” anlamına geldiğini hatırlarsak “Likya” Helenik söyleyişte “Işık Ülkesi” anlamını yansıtabilir. Bizler gezi başlangıcında Likyalılar desek de bu hikayeleri öğrendiğimiz zaman kendilerine verdikleri adla onları anmayı daha uygun bulduk; Lukkaların kentinde Kaş- Kekova – Demre yürüyüşümüz bu tanımlarla başladı.

IMG_5963

Topraklarına olan bağlılıklarını her adımda daha çok fark ettik. Üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen hala taşların arasından bile baş vermiş sebzelerin dikkatimizden kaçması mümkün değildi zaten. Ayrıca özgürlüklerine düşkünlüklerinin en büyük kanıtı iste Perslerle girdikleri savaş sanırım. Lukkalar, düşman karşısında saygınlık kazanmaları için güç kullanmak yerine cesaret gösteren Anadolu halklarından. Hikayeyi yürüyüşteki birçok kişi biliyordu ancak ben ilk kez duydum ve hayranlığım bir kat daha arttı Lukkalara. Kahramanlığın ve bağımsızlığın dersini tüm dünyaya veren Lukkalar M.Ö 546 yılında Anadolu’yu doğusundan batısına istila eden Pers ordusuyla Ksantos ovasında karşı karşıya gelir. Ksantoslular sayıları az olsa da dövüşürler ancak yenilgi kaçınılmaz olduğunda kentlerine geri dönerek kadınları, çocukları, hazineleri ve hatta köleleri kaleye doldurup kaleyi dört yanından ateşe verirler. Yangın kaleyi yakıp yıktıktan sonra tekrar düşmana saldırırlar. Böylece Ksantos’ta yaşayan herkes savaşta ölmüş olur. Savaş sırasında kentte bulunmaya ve bu nedenle hayatta kalan 80 hane tarafından kent yeniden kurulur ve bir şehir tam anlamıyla küllerinden doğar.

 

Xantos (Ksantos) Anıtı

Evlerimizi mezar yaptık, mezarlarımızı ev

Yıkıldı evlerimiz,yağmalandı mezarlarımız

Dağların doruğuna çıktık toprağın altına girdik

Suların altında kaldık,gelip buldular bizi

Yakıp yıktılar,yağmaladılar bizi

Biz ki analarımızın,kadınlarımızın ve ölülerimizin uğruna

Biz ki onurumuz ve özgürlüğümüz uğruna

Toplu ölümleri yeğleyen bu toprağın insanları

Bir ateş bıraktık geride

(Ksantos kazılarında bulunan bir yazıt)

 

Özgürlüklerine düşkünlüklerinin tek örneği bu da değildi. M.Ö 42 yılında Brütüs komutasındaki Roma birlikleri Ksantos’u kuşattığı zaman tarih adeta kendini tekrar eder ve halk 500 yıl önce gösterdikleri tepkinin aynısını gösterirler. Romalılar karşısında yenilginin kesinleşmesiyle kucağındaki çocuğuyla ateşe atlayan bir kadını gören Brütüs askerlerine kurtardıkları her kişi için onlara ödül vereceğini duyurur. Az önce öldürmek için saldıran askerler bu duyurudan sonra insanları yangından kurtarmak için saldırır ancak yangından çok az kişi kurtarılabilir. İşgalden kurtarılan 150 kişi, Romalı komutan Marcus Antonius’un yardımıyla kenti yeninden inşa eder. Şehir adeta bir Anka Kuşu gibi küllerinden bir kez daha doğar.

IMG_6120

Bu hikayeleri dinledikten sonra o yollarda yürürken hepimiz daha dikkatliydik. Geçtiğimiz her taş mezarı daha detaylı incelemeye başladık. Üzerlerindeki her motife, lahitlerin ters kayığa benzeyen çatı şekillerine, bulundukları yerler, etraflarında kaç farklı mezar olduğuna bakarken saatler hızla akıp gitti. Mola yerlerimiz öylesine yerler olmaktan çıkıp nerede bir kalıntı varsa orası olmaya başladı. Her durduğumuz yerde yeni bilgiler öğrenmek istiyorduk ancak Likya Yolu uzun hikayeleri çoktu. Biz yalnızca 62 kmlik bir yolu yürüyorduk, zamanımız dardı. Şehre indiğimizde bile evlerin arasında taş mezarları, tarihi kapıları ve diğer birçok kalıntıyı gördükçe tüm Likya Yolu’nu yürümek ve Lukkalar hakkında toplayabildiğimiz tüm bilgileri toplamak istedik. Gruptaki herkes tüm etapların listesini çıkararak etkinlikleri o an planlamaya başladı. Tarihe ve doğaya ilgisi olan herkesin okumakla yetinmeyip bu yolları yürümesi, hikayeleri içlerinde hissetmesi gerekiyor sanırım.

Son olarak ufak bir uyarı, yolların hiçbirini düzgün yürünebilir bir yol gibi düşünmeyin. Bol bol düşüp, vücudunuzda birçok morlukla geri dönebilirsiniz ya da kayalar üzerinde atlayıp zıplarken tırmanışlarda tıkanıp kalabilirsiniz. O anlarda yanınızdan keçi gibi tırmanan 70 yaşın üzerinde kişiler görebilirsiniz. Kısacası yaşınız önemli olmaz o yollarda. Siz sadece hikayeleri hissetmeye bakın ve tırmanırken denize bakıp derin bir nefes almayı unutmayın.

Yazıda kullandığım kaynaklara ulaşmamdaki destekleri için Neriman Yalçın’a teşekkür ederim. arkeorehberim.blogspot.com.tr

db