Sahaflar-Carsisi

Kitap Kokan Yirmi Gün

“Beyoğlu Sahaf Festivali, sahaf festivallerinin anasıdır; diğer festivalleri de o doğurmuştur… Her geçen yıl mükemmelleşmenin gelenekselliğini taşıyor. Bir anlamda kitap okurları ve sahaflar bayramıdır…” diyor eski bir sahaf olan İdris Ağır. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın desteğiyle gerçekleştirilen festival, bu yıl 17 Eylül – 9 Ekim 2015 tarihleri arasında düzenleniyor.

Bundan 2 sene önce büyük bir heyecanla katıldığım festival, beni gerçekten çok etkiledi. Öğrencilik hayatımın ilk haberi olma özelliğini de taşıyan etkinlik, her yaştan kişiye hitap ediyor. 

14.10.2013

Her yıl meraklıları tarafından heyecanla beklenen Beyoğlu Sahaf Festivali 7. Kez kitapseverlerle buluştu. 30 Eylül – 19 Ekim tarihlerinde düzenlenen festivale 73 sahaf katıldı. Festival boyunca; kitapların yanı sıra dergiler, plaklar, eski fotoğraflar, filmler, afişler, mektuplar, kartpostallar ve özel koleksiyonlar da meraklıların ilgisine sunuldu.

Biz de sahaflığın tanımını gerçek ustalarından dinlemek ve birbirinden özel eserleri yakından incelemek için İstanbul’daydık. Sohbet esnasında kimi zaman sitemlerini dile getirdiler, kimi zamansa yılların birikimi olan hikayelerinden anlattılar.

Sahaflar-Carsisi

Sahaflar Festivali, Beyoğlu’nda her sene düzenleniyor.

“Bir fırın nasıl ekmek kokarsa, sahaflar da kitap kokar”

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, festivalin amacını mesleki önemiyle ters orantılı kazanç sağladığı sahaflara ek gelir oluşturarak onları az da olsa rahatlatmak ve meraklısını bu dünyanın içine sokmak olarak açıklıyor. Yapılmaya başlandığı tarihten beri stantlardan hiç para almaması da sözlerini destekler nitelikte.

İstanbul’un eski sahaflarından olan İdris Ağır sahafı okuyucuyla kitap arasında bir köprü olarak nitelendiriyor. “Sahaf bilgilenmek zorundadır. Kitaba ruhunu katar, niceliğini katar ve okura ulaştırır. Sahafın daima kitap okurundan bir adım önde olma gibi bir çabası olmalıdır. Sahaf eski kitabın güler yüzüdür.” diyor ve sözlerine sahaflık için üç şey gerekir diyerek devam ediyor: “Birincisi geniş bir yer. Kitapta sınır yoktur. İkincisi bol para. Eski yazım, değerli kitapları alabilmek ciddi bir maddi güç gerektirir. Üçüncüsü sabır. Bir külliyatın eksik ciltlerini tamamlamaya ömrün yetmez belki ama beklersin işte, aşktır…”

İdris-Agir

İdris Ağır’la sohbet etmenin keyfi bir başka güzel.

“Ateş, su, kadın ”

Tüm bu kitapları nasıl topladınız diye sorduğumda pek farklı bir cevap alamasam da değişik bir cevap aldığım kesin. Kitabın üç düşmanı var diyor hangi sahafa sorsam; “Ateş, su, kadın!” Bir kadının ilk işiymiş erkek öldüğünde kitapları acımadan atması. Eskiciler, çöpçüler toplar da kıyamaz getirirmiş sahaflara, tabi biraz da para kazanmak amacıyla. Hurdacılar iyi toplayıcıymış, özenle ayırır öyle getirirmiş ilişkide olduğu sahafa. Bazen de okuyucu tekrar okumayacağı  kitapları okumak istedikleriyle değiştirirmiş. Sirkülasyon hep sağlanır diyorlar da yaşlı bir sahaf iç geçirmeden edemiyor: “Ben ölünce kim bilir tüm bu kitaplarım hangi sahafa, hangi çöplükten geçecek…”. Ancak bu durumun günümüzde değiştiğini de belirtmek gerekiyor. Artık festivale bakıldığında ziyaret eden 10 kişiden neredeyse 7 kişisinin kadın olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Şimdilerde kitaplar kadınların ellerinde yeniden hayat buluyor demek yerinde açıkçası.

“Aşkın tanımı yapılabilseydi, bu ancak kitapla olurdu”

Sahaflığı “baba mesleği” olarak devam ettirenlerin, hatta sahaflığı “iş” olarak görenlerin arasında bir kişinin dudaklarından sanki bir kitaptan okurcasına dökülüyor bu sözcükler. “Yazılan her cümle, okunan her kelime farkında olmadan insan hayatında bir sorumluluk yüklenir, bir söz bir dünyayı değiştirir kimi zaman. İşte bu yüzden yazarın da okuyucunun da dikkatli olması gerekir.” diyor . “Kitabı seviyoruz, ticareti değil! Sahaflık meslek olursa eğer, satış olur. Satış olursa … olmaz!” diyorlar bir de ama gelişen teknolojiyle günden güne yok oluyorlar aslında. Her ay başı ayrı bir kabustur sahafa. Başka bir geliri yoksa ne kirasını ödeyebilir, ne vergisini bu kitap aşıkları. E-kitap dönemiyle birlikte dükkana gelenlerin sayısının gitgide azaldığını sessizce dile getiriyorlar. Kitapların sayfalarında kurutulan çiçeklerin kokularını onlardan başka içlerine çekenlerin olmayışı üzüyor onları içten içe…

“İzmirdeki sahafların kendilerini ön plana çıkarma gibi bir dertleri yok!”
Emin-Nedret-İsli

Emin Bey, İzmir’deki sahafları eleştiriyor.

Sahaflar Birliği Derneği Başkanı Emin Nedret İşli biraz sitemkar söylüyor bunları. İzmir’de iletişimde oldukları birkaç sahaf olduğunu ancak festivallere katılımda bulunmadıklarını ve bunun nedenini anlayamadığını söylüyor. “Daha da garip bir yanı varsa bunun, bırakın İstanbul’a gelmeyi, dükkanlarının kapısından çıkıp İzmir’deki fuarlara bile katılmıyorlar” diye ekliyor. Bu yüzden Kemeraltı’na doğru yola çıkıyorum ve Hisarönü Sahhafiye’nin kapısını tıklatıyorum, Ali İhsan Bey’le sohbete başlıyoruz:

“Yaşlı, huysuz ve asosyal bir adamım ben! Ne işim var İstanbul’da, festivalde! Orada kazandığım benim hangi masrafımı karşılayacak ki? Hem benim 2 kitabı kaldırmaya halim kalmamış, festivalde neymiş!”

İstanbuldaki sahafların İzmir’e gelip kitapları ölü fiyata topladığını söylerken, yaşam şartlarının zorlaşması ve göçlerin de etkisiyle kitaba olan ilginin neredeyse bittiğinden bahsediyor Ali Haydar Bey İstanbul’daki sahafların belli bir okuyucu kitlesi olduğunu ancak İzmir’de böyle bir şey olmadığını da ekliyor sözlerine.

Gelişen teknolojinin tek yararı varsa sahaflara, o da internet sayesinde daha çok okuyucuya ulaşma imkanı bulmuş olmaları sanırım. Türkiye’nin neresinde olursa olsun, elindeki belkide son basımı olan bir kitabı gösterip meraklısına ulaştırabiliyorlar artık. E-kitap ve benzeri uygulamalar ne kadar artsa da o kitapların kokusundan vazgeçemeyen hala birçok kişi var çünkü!